|
Kategori: Açıklama, Eklenme Tarihi:2006, Güncelleme: 17 Aralık 2006
Hergün kaç kişi mesaj atıyorsa "Nasreddin Hoca'nın Hayatı" yazıyor mesajda. Bizim Hoca'nın hayatını bütün öğretmenler ödev verdi anlaşılan:)
Nasreddin Hoca bağlamında kısa bir açıklama yaparak hayatını araştıranlara yardımcı olacak bir bakış sağlamaya çalışmak istiyorum. Genellikle Hoca adı ile anlatılan fıkraların çoğu doğu kökenli mistik hikayelerdir. Hindistana kadar uzanıyor bu fıkralar, belli bir dönemde bu tarz hikayeler anlatmak sözlü bir kültürmüş. Tarihçi-Yazar Mustafa Armağan bir defasında bana İran ve Orta asyada da bu tür bir karekterin varlığından bahsetmişti. Araştırmalarımda ve çeşitli haberlerde karşıma çıkan verileri değerlendirdiğimde bu tarz kişilerin varlığından bahsedebiliriz. Dünyanın her yerinde bir doğulu hikaye tarzı var. Ama Türkiye'de Akşehir'liler buna iyi sahip çıkıp reklamını da yaptılar. Bu çalışmalar sonucu Nasreddin Hoca daha çok Anadolu merkezli tanınmıştır.. Hatta Akşehirde kendine has bir mezarı bile var. Böyle matrak adamlar Anadolu'nun her yerinde bir zaman yaşamıştır. Bu böyle biline.
Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Ama benim asıl kızdığım mesele tembel ve uyanık öğrencilerin internetten ve sitedeki fıkralardan ve diğer yazılarda anlatılanlardan bir kaç sayfalık ödev hazırlayamayıp doğrudan bizim yazılı vermemizi istemeleridir. Ne işiniz var oturun, okuyun fıkraları ve aklınıza yattığı gibi bir hoca hayatı yazın işte. Ne biliyim camiye gidin oradaki hocayla da konuşun bir fikir edinirsiniz herhalde ;) Ama artık ne olur hocanın hayatı diye mesaj atmaktan ve yorum linklerine mesaj bırakmaktan vazgeçin.-bu yüzden yorum linkleri artık kaldırılmıştır- ya valla bıktım artık mesajları silmekten. :)) Hatta geçen sunucu bilgisayarın işlemcisini bizim site aşırı meşgul ettiğinden operatör siteyi kapatmış, neyseki tanıdık olduğundan tekrar açtırdık, ama besleme linklerini kaldırmak zorunda kaldık.
Geçenlerde aldığım bir öğrencinin attığı mesaj aymazlık ancak bu kadar olur dedirtecek cinsten. işte mesaj, ne eksik ne fazla yayınlıyorum hepsini: "Editör müsün nesin sen işini yapsana millet ister mesaj gönderir göndermez
Nasrettin hocayla ilgilide biraz bir şeyler yaz bir şey bulamıyorum sonra öğretmen bana kızıyor. Şikayet ederim seni bak sonra.... Artık söylecek kelime bulamıyorum. Ne demeli bu öğrenciye?!
- Abi bence haklı : ))))
-hııg mıg ?!!!
Kategori: Günlük Hayattan Alıntılar, Eklenme Tarihi:2006
Duruşma sonrası, "Duruşmada sesimi yükselttiğim için çok özür dilerim” diyen Çakıcı’ya, Mahkeme Başkanı Bir, "Benim bundan bir şikayetim yok. Ülke sorunlarından çok konuştun. Yeri burası değil” dedi.
Bunun üzerine Çakıcı, "Beni bir odaya kapattılar. Kiminle konuşayım?” demesi üzerine hakim Bir, "Sen de haklısın. Bizi Nasrettin Hoca’ya döndürdün.”
Kategori: Okurdan Gelenler, Eklenme Tarihi:2005
Akşehir’de ak sakallı ermiş
güller açar sözünde
dinlemek iyice dinlemek
pınardan su içer gibi
etrafında ışıl ışıl çocuklar
hocam derler sıcacık
yakın bildiklerinden zahir
derse gönülden koşarlar
anlatınca serin hikmet ağacı
bize dair ne varsa ballanır
çağları aşıp da gelmiş
tebessüm güzelce yansır
Not:Murat SOYAK'ın göndermiş olduğu şiiri yayınlıyoruz. Kendisine çok teşekkür ediyoruz ve tüm ziyaretçilerimizden güzel çalışmalar bekliyoruz.
Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2006
Eskiler nükte için “fehm ü idrâki zarafete bağlı kıssa” derlerdi. Yani anlaşıldığı vakit zarafet ortaya koyan ifade.
Nüktedan (nükte yapan), nükte-şinas (nükteden anlayan), nükte-gû (nükteci) kelimeleri bugün unutulsa da eski çağlarda itibar gören sıfatlardan sayılırdı. Çünkü nükte için bilgi, zeka ve elbette lisan kabiliyeti gerekirdi. Bir sözün nükte olabilmesi için edeb dairesinde bulunması ise ilk şart idi. Nef’î bir beytinde,
Her nükte-i hafî ki kelâmımda derc olur
Mazmûnı dest-i âleme bir dâsitân verir
buyurur. Demek olur ki “Benim sözümde gizli olan nükteler açıldığında insanlara uzun destanlar sunar.” Yani az söz ile çok şey anlatan sihirli sözlerdir bunlar. Nükteler bilhassa şairler ve bilginler arasında olunca zeka ile lisanın şahikası durumuna geliverirler. Artık birbirleriyle atışmaları şiirlerden taşıp kelimelere dökülen o eski zaman efendilerini dinlemenin lezzetini siz düşünün.
Bilhassa kadı şairlerin fetva mahiyetindeki nükteleri de bu alanda önemli bir yer tutar. Eğitimleri süresince şiirle yakından ilgilenen kadılar, daha sonraki meslekî hayatlarında sık sık şiire de başvurmuşlar, pek çok fetvayı akılda kalacak biçimde, kafiye ve vezinle kayda geçirmişlerdir. İşte onlardan biri:
XVIII. yüzyılda Postî (Post sahibi) mahlasıyla şiirler yazan bir Galata kadısı ve onun da Hayâtî (hayatla ilgili) mahlasını kullanan Eyüp kadısı bir arkadaşı yaşamıştır. Eyüp kadısının kardeşi de yine İstanbul’da görev yapan kadılardan olup o da şiirlerinde Mematî (ölümle ilgili) imzasını kullanırmış. Hayatî Efendi, Galata kadısına takılmak için bir kağıda güya içinden çıkamadığı bir soruyu yazıp fetva ister mahiyette göndermiş:
Sual:
- İt postı, domuz postı debâgatle temiz olur mı?
Osmanlı Türkçesi imlasına göre “postı” kelimesi postî şeklinde yazılmak durumunda olduğundan Galata kadısı arkadaşının “Köpek ve domuz derisi tabaklanmakla necislikten kurtulur mu?” sorusunun altında aslında kendisine it ve domuz yakıştırmaları yapmaya çalıştığını anlayıp fetvanın cevabını aynı imla biçimiyle ve “ölüsü de dirisi de murdardır” anlamında şu şekilde yazıp iade etmiş:
El-cevab:
- Hayatı da murdardır, mematı da!
Görünüşe bakılırsa Postî ile Hayatî’nin kayıkçı kavgasında kabak, bîgünah Mematî’nin başında patlamış.
Karıncanın hakkı
Ebussuud Efendi (1490-1574) yalnızca Türk tarihi içinde değil, bütün İslam tarihi içinde de en mümtaz din bilginlerinden biri, XVI. yüzyılın yüz akı ve şerefi sayılacak çapta bir adamdır. Kanuni Sultan Süleyman ve oğlu II. Selim zamanlarında 27 yıl şeyhülislamlık yapmış, herkesin hürmetiyle birlikte itibar kazanmış, kendi çağında bütün İslam aleminde adından bahsedilmiştir. Vefatında Mekke ve Medine uleması gıyabında cenaze namazı kılmışlardır. Kanuni’nin ona olan saygı ve mahabbeti hiç başka kimseye olmamıştır. Pek çok devlet muamelesinde ve şahsi işinde onun görüşünü alır, sonra da “Bizi münevver kıldınız!” veya “Sözlerinizde bir hikmet saklı üstadım!” gibi iltifatlarda bulunur, hatta onun elinin değdiği işlerin uğurlu geleceğine inanırmış. Süleymaniye Camii’nin temel atma merasimini ona yaptırması bu yüzden imiş. Kanunî, cenazesinin geleceği Zigetvar Seferi’ne giderken ona yazdığı mektuba şöyle başlamıştır:
“Halde haldaşım, sinde karındaşım, âhiret kardeşim, tarîk-i Hak’da yoldaşım!”
Uzun boylu zayıfça, nuranî yüzü insanlara emniyet ve huzur telkin eden bu vakarlı adam şiirle de ilgilenmiş, bazı bilimsel risaleler yazmıştır. Ancak en önemli eseri hiç şüphesiz yüzyıllarca Türk milletine yol gösteren fetvalarıdır. Bu fetvalarda onun ince zekası, dinî vukûfu, yüksek meziyetleri vb. görülebilir.
Rivayet edilir ki aynı zamanda şâir de olan Kanuni, sarayın bahçesinde dolaşırken armut ağacına bir karınca ordusunun musallat olduğunu ve ağacın bu gidişle çürüyeceğini görünce şeyhülislamına şu beyti hâvî bir pusula yazıp göndermiş:
Dırahta ger ziyân etse karınca
Ziyânı var mıdır anı kırınca
Şeyhülislam Efendi fetvasını aynı vezin ve kafiyede verir:
Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca
Şeyhülislam Efendi’nin Neml Sûresi’nde anlatıldığı üzere, Süleyman Peygamber ile karınca arasında geçen hikayeye gönderme yaparak çok zarif bir nükte gösterdiğini söylemeye gerek yoktur zannederiz.
BERCESTE
Lâyık mıdır ki yâre kesip verdiğim kalem
Fetvâ-yı hûn-ı nâ-hakkımı yazdı ibtidâ
Nevres-i Kadîm
Kendi elimle yontup sevgiliye sunduğum kalem ilk önce benim ölüm fetvamı yazdı. (Onu sevmekten gayrı suçum yokken) bu haksızlık reva mıdır?!..
19.01.2006
Kaynak:
http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=200601 19&hn=248048
Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2005
Türk milletinin bilge şahsiyetlerinden olan Nasreddin Hoca; halk dilinde, duygu, tefekkür, mizah ve hoşgörümüzü gösteren “fıkra” türünün öncüsüdür.
Başta Türk ülkeleri olmak üzere Dünya’nın birçok ülkesinde tanınan Nasreddin Hoca, sosyal hayatta karşılaşılan içinden çıkılmaz güç işleri, aklı, bilgisi ve hazır cevaplılığıyla mizahi biçimde çözen, güldüren ama güldürürken düşündüren keskin Türk zekâsının sembolü aktüel bir tiptir.1
Nasrettin Hoca, Sivrihisar yöresinde 1208 yıllarında doğmuştur. Babası Hortu köyü imamı olan Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun’dur.
Nasreddin Hoca ilk derslerini babasından almıştır. Daha sonra Sivrihisar Müftüsü Hasan Efendi’nin ‘Mecmua-yı Maârif’ adlı tamamlanmamış eserinden, hocanın Mutasavvıf Seyyid Muhammed Hayrânî’nin talebesi olduğunu ve hocasının Akşehir’e göçmesi dolayısıyla onun da Akşehir’e eğitim için gittiğini öğrenmekteyiz.2
Önce Sivrihisar’da medrese öğrenimi gören Nasreddin Hoca, babasının ölümü üzerine Hortu’ya dönerek köy imamı oldu. 1237’de Akşehir’e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrânî ve Seyyid Hacı İbrahim’in derslerini dinledi. Bir rivayete göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca şekline dönüşmüştür. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır.
Nasreddin Hoca sağlam bir İslâm inancına, köklü bir dinî bilgiye, ciddî bir ahlâkî yapıya sahiptir. Tasavvuf kültürüne de vâkıf olan hoca, birçok tarihî yazma eserlerde evliyalar arasında zikredilir. Nasreddin Hoca, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde “hakîm ulu bir can” olarak tanıtılır.
Nasreddin Hoca ile ilgili en eski kaynak olan Ebu’l-Hayr Rûmî’nin Saltuknâmesi’nde (M. 1495) Sarı Saltuk, Nasreddin Hoca’ya bir hediye göndererek dua talebinde bulunur. Hoca evde olmadığı için hocanın hanımı, onun yerine dua eder. Bu duanın bazı cümleleri şu şekildedir: “.. dünyada fâsık, fâcir ile alâka eyleme, ve dahi kötü kişiye karşı kendini ve hem malını güvenip emanet etme ve dilinden tevbe ve istiğfarı koma, kendin için isteyeceğini başkası için de iste, Allah’tan korkup Rasül’den utanasın ve ahiret için burada güzel amel işleyesin, yaramaz işlerden kaçasın, günahlarını çoğaltmayasın ki gönlün kararmasın. Böylece gönül aynanda gizli sırları keşfedebilesin, Hakk’ı müşahede edebilesin.3
Nasreddin Hoca, Milâdî 1284 tarihinde Akşehir’de vefat etmiştir. Türbesi üzerindeki yazıda “ Yazı bâkî, ömür fânî, kul âsî, Rab affedicidir.” sözleri yer almaktadır. Nasreddin Hoca’nın sosyal hayatla ilgili fıkraları zengin bir konu çeşitliliği göstermekte, toplum hayatının hemen hemen bütün alanlarını kapsamaktadır. Bunların çoğunda mizahıyla, güler yüzüyle ders veren bir halk eğitimcisinin olumlu davranışını görürüz.4
Nasreddin Hoca bir çok fıkrasında halkımızın meselelerini pratik bir şekilde hâllederek hadiseler karşısındaki tavrı ve eleştiri becerisi, kullandığı dili ile Anadolu insanının duygularına tercüman olmuştur.
Nasreddin Hoca’nın temsil ettiği sıradan bir kurnazlık değil imbiklenmiş zekânın arkasında doğruyu, iyiyi, güzeli, sabır ve dürüstlüğü telkin eden bir akıl yürütme sistemidir.
Nasreddin Hoca fıkralarının temel özelliklerinden birisi de sözlü geleneğe uygun olarak kısa, açık, yalın ve özlü olmasıdır. Bu fıkralar, Türkçemizdeki halk söyleyişleri için zengin bir kaynak durumundadır. Diyaloglarda da söz uzatılmadan gaye kısa bir şekilde anlatılmıştır. Nasreddin Hoca’nın ağzında vurucu sözler kalıplaşmıştır. Bu kalıplardan ipe un sermek, bindiği dalı kesmek, kazın ayağı, kuşa benzemek, vb. bir çoğu özlü söz ya da deyim olarak kullanılmaya başlamıştır.5 Birçok fıkrada insanların ibret alacağı konular sembollerle anlatılır: “Ye kürküm ye, kürküm eski sözüm geçmez” ifadeleriyle toplumun gerçeğe değil dış görüntüye önem verdiği eleştirilir. “Kazan doğurdu, kazan öldü” fıkrası çıkarını koruma uğrunda tabiatın kanunlarına karşı gelmeyi eleştirir.6
Nasreddin Hoca’nın fıkralarında, halkı eğiten ve ona ders veren yaklaşımlar bulunmaktadır. Anadolu insanının birçok meseleyi Nasreddin Hoca’nın dilinden, ağzından ifade etmekten hoşlanması onun aklı ve zekâsı ile ilgili meseleleri yargılaması, hükme bağlaması, tenkid etmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken ayrı bir mevzudur. Çünkü bu ortak güç, halkın ortak gücüdür, Nasreddin Hoca kalıbı içinde aksedişidir. Nasreddin Hoca’nın şahsiyetinde şekillenen Türk halk düşüncesi, dünya görüşü, insan anlayışı ve cemiyet hayatında cereyan eden olaylara karşı alınan tavır ve tutumların genel yapısı fıkralara yansımıştır. Nasreddin Hoca’ya bağlı olarak anlatılan fıkralar âdeta Türk düşüncesinin olukları, çeşitli ifade kalıpları gibidir. Bu sebeple de Nasreddin Hoca, bir fıkra tipi olduğu kadar, Türk düşüncesini, dünya görüşünü, insan anlayışını en iyi şekilde anlatan, ifade eden bilgemizdir. 7
Nasreddin Hoca’nın fıkralarını tasavvufî açıdan yorumlayan eserler de yazılmıştır. Bu eserlerden birisi de “Hoca Nasreddin Latifesiyle Burhaniye Tercümesi” adlı Mevlâna’nın torunlarından Seyyid Burhaneddin Çelebi’ye ait olan eserdir.
Nev’izâde Atâyî’nin ‘Sohbetül-Ebkâr’ adlı eserinde Nasreddin Hocaya ait şu fıkra yer alır: Kapalı bir çeşmenin tıkacını şuursuzca açan hoca, üstünü başını berbat eder. O, bundan güzel bir netice çıkarır: Boşboğaz cahil bir kişinin söylediği şuursuz bir söz, tıkacı açılmış çeşmeye benzetilir. Böyle bir söz temiz bir insanı kirletir. Haksız dedikodulara sebep olur. Herkesin bildiği gibi Nasreddin Hoca eşeğe ters biner. Bundan kasıt nefsin dediğini yapmamak, onun zıddına hareket etmektir. Zira nefis, ruhun bineğidir.
Bir Nasreddin Hoca fıkrasında, Dünyanın bir kocakarı olduğu ama onun cazibesinin kişiyi aldatıp kendini sattırdığı ifade edilir. Göle yoğurt çalmak, birçok kişiyi irşad etmeye çalışmak olarak, eşeğe alfabe öğretmek nefsi ilâhi bilgi ile eğitme, terbiye etme, ipe un sermek, ömrü heba etmek şeklinde şerh edilir.
Bir başka Nasreddin Hoca fıkrası ve buna yapılan tasavvufî yorum şu şekildedir: Bir gece rüyasında Nasreddin Hoca’ya dokuz akçe para vermişler. Hoca, hele on akçe olsun diye ısrar etmiş derken uyanıp bakmış ki elinde bir şey yok. Gözlerini tekrar kapatarak elini uzatan Hoca, “Getir dokuz akçe olsun.” demiş. Bu fıkranın tasavvufî izahı şu şekildedir: Bu fani dünya bir rüya âlemi gibidir. Kavga ve dövüşle daha çok kazanmak için çalışmanız boşunadır. Elinizde iken sadaka ve hayratta bulunun, uyandığınız vakit eliniz boş çıkmasın.
Bir başka fıkrada Hoca bir bahçeye girer. Bahçedeki sebzeleri çuvalına doldururken mal sahibi gelerek: ‘Burada ne yapıyorsun?’ diye sorar. Hoca: ‘Beni bir rüzgâr buraya attı!’ der. Bahçe sahibi: ‘Peki bu sebzeleri kim kopardı?’ diye sorar. Hoca: ‘Rüzgâr şiddetli olduğundan, beni oradan oraya attı ben de onlara tutundum, bu yüzden koptular.’ der. Bostancı: ‘Peki bunları çuvala kim doldurdu?’ deyince Hoca: ‘İşte ben de onu düşünüyordum.’ der. Fıkra şu şekilde yorumlanır: Gerçek hayata göre, bir gölge bir hayal gibi olan bu dünya hayatında, düşünmeden, helâl haram demeden, yarını düşünmeden tûl-i emel ile çalışan rızık toplayan kimseler, yarın bağbânı hakikî olan Cenab-ı Kibriya’nın divanında öyle eğri büğrü sözleri kabul olunmayacağından, bu duruma düşmektense şimdiden tefekkür edip tedbir almalıdırlar.
Bir başka fıkrada; Nasreddin Hoca: “Ey Müslümanlar Hak Tealâ’ya şükredin ki deveye kanat vermemiş. Eğer vermiş olsaydı evlerinize yahut bahçelerinize konarak başlarınızı yıkardı.” demiş. Yani Hak Tealâ’nın azâmet ve ihsanını müşahede edin her kuluna mal ve mansıp vermediğine şükredin. Zira, herkesin kabiliyetine göre ihsan olunur. Farklı bir fıkrada Nasreddin Hoca bir gün uzak bir yerden gelirken merkebi gayet susamış. Birden önünde gölü gören eşek hemen göle doğru koşmaya başlamış. Yüksek bir yerden inilen göle hızla ilerleyen eşek tam düşecek gibi iken göldeki kurbağalar ötmeye başlamış. Eşek de ürküp geriye kaçmış. Hoca eşeği tutup kurbağalara hitaben: “Aferin göl kuşları deyip göle üç para atarak varın bununla helva alın yiyin” demiş. Bu fıkranın tasavvufî yorumu olarak “Sizlere ve mallarınıza bir ziyan gelmezse Allah’a şükredin. Sadaka verip ihsan edin, zira vereceğiniz sadaka nice belâları ve kazaları defedip sizleri sûrî ve manevî tehlikeden kurtarıp ömrünüzü ve malınızın çok olmasına delâlet eder.”8 denmiştir.
Nasreddin Hoca nüktedanlığı ile Batılıların da dikkatini çekmiş, etkilenmeler sonrasında onun fıkraları ile Batıdaki bazı fıkralar arasında benzerlikler tespit edilmiştir. Kimi zaman Batıda karikatür sanatçılarına ilham kaynağı olmuş Nasreddin Hoca fıkralarımız da vardır. Sözgelimi, eşeğine binen Hoca heybesini omzuna koyar ve bunun sebebini soranlara: “Zavallı hayvan, beni zor taşıyor, bir de heybeyi mi taşısın?” der. Fransız karikatür sanatçısı bu konuyu şöyle işliyor: Birisi tartılırken paltosunu çıkararak koluna almıştır, basküldeki rakamın aynı kaldığını görünce şöyle der: “Tuhaf şey, paltomu çıkardığım hâlde, kilom değişmedi!”9
Mevlana’nın tasavvuf eğitiminde musiki ne ise, Nasreddin Hoca’nın irşadında mizah odur. Onun mizahı, dinî, edebî ve ahlâkî mesajlar içerir.10
Görüldüğü gibi Nasreddin Hoca fıkraları, görünen yüzü dışında derin manalar içermektedir. Tasavvufî bir kültüre sahip olan Hoca, fıkralarında kullandığı sembolik bir dil ile birtakım mesajlar vermiştir. Nasreddin Hoca’nın, hayatını incelediğimizde aldığı eğitim ve görevlerin bu tür allegorik anlatımları yapabilecek bir altyapıya sahip olduğunu görüyoruz. Birçok tarihî yazma eserlerde Nasreddin Hoca fıkralarının tasavvufi şerhlerinin yapılması ve halk tarafından hikmetle okunması, fıkraların bu ilk bakışta görülmeyen dünyasına olan ilginin bir sonucudur.
Nasreddin Hoca, bahsi geçen fıkralarındaki bazı sembol varlıkları, kanaatimizce, şuurlu olarak kullanmıştır. Onun fıkralarındaki temel figür, güldürürken düşündürmek şeklinde öne çıkar. Dolayısıyla fıkraları sadece gülme adına söylenmiş vak’alar, Nasreddin Hoca’yı da bir komedyen gibi görmek, yanlış bir yaklaşım olacaktır.
Nasreddin Hoca’nın fıkralarını okurken, fıkraların arka planındaki kastı
anlamaya çalışmamız gerekir.
Kaynaklar
1 İsa ÖZKAN:Nasreddin Hoca Fıkraları, Ankara 1999. s. 4.
2 İbrahim Hakkı KONYALI, Akşehir,İstanbul 1945. s. 731-732.
3 FahirİZ, Türk Edebiyatında Nesir (Dua kısmen sadeleştirilmiştir) C. l, s. l7.
4 Şükrü KURGAN:Nasrettin Hoca,İstanbul 1996. S. 23
5 Alpay KABACALI:Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca,İstanbul 2000, s. 59.
6 Şükrü KURGAN: Nasreddin Hoca, Ankara 1999. s. 78. s
7 Dursun YILDIRIM:Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Ankara 1999.s. 26.
8 Fikret TÜRKMEN: Nasreddin Hoca Latifelerinin Şerhiİzmir 1999.
9 Feyzi HALICI: Şair Burhaneddin’in Nasreddin Hoca’nın Fıkralarını Şerhe den Eseri, Ankara 1994.
10 Abdurrahman GÜZEL: Dinî Tasavvufî Türk Edebiyatı, Ankara 2000.
Kaynak: www.yağmurdergisi.com.tr Sayı: 26 Ocak - Şubat - Mart 2005
Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2005
 "…Nükte tavzih için, meseleleri iyice açıklamak maksadına matuf olarak yapılır. Sadece muhatapları güldürmek bahanesiyle "Bakın, size bir nükte anlatayım.. bir tane daha..” demek gevezelik ve münasebetsizlik olur. Bazen, mesela, Nasreddin Hocadan bir nükte anlatırsınız. Ama o nükte, temel mantığınızda, fikrinizdeki ve konuşmanızdaki bir boşluğu doldurmak için olmalıdır. Yoksa nükte yapılmaz, fıkra anlatılmaz şeklinde anlaşılmamalıdır.” Kırık Testi, M.F.GÜLEN.
İlhan Başgöz
"…En az 500 yıldan beri onun fıkralarını dinleyerek, beslenerek büyümüşüz. Bu etki çocuk çoluk, genç ihtiyar hepimize işlemiş. Böylece Nasreddin Hoca'yı Türk halkı yarattığı kadar, Türk halkını da Nasreddin Hoca yaratmıştır…”
Adnan Binyazar
"…Nasreddin Hoca, her kesim halkın; koylunun kentlinin, varsılın yoksulun çelişkilerini, düşüncelerini, eleştirilerini dile getirir. Fıkralarda yerellik, sınıfsallık özelliği önemli bir ayrılık yaratmakla birlikte, Nasreddin Hoca'da bu görülmez. Başta komşu ülkeler olmak üzere, bütün dünyada tanınmasının, yaygınlaşmasının nedenini, onun bu evrensel yönünde aramak gerekir…”
Ahmet Caferoglu
"…Bu aziz halk evladının sarığında şehir, yani yerleşik, küçük eşeğinde ise göçebe Türk yasayışının bağdaştırılmak istendiğini sezmekteyim. Bu yolla Hoca'mız keçe medeniyeti ile balçık medeniyetini kendi şahsında kaynaştırmış bir şövalyedir.”
Ziya Gökalp
"…Nasreddin Hoca, Türk nekre güllüğünün en yüksek simasıdır.” [Nekre: hoşa giden, gülünç, ince bir alay içeren söz]
Abdulbaki Gölpınarlı
"…Halk Hoca'dır…Hoca, halkın muhayyilesinde; halk, icap edince öz nefsine bile onun nüktesiyle çatıyor, onun diliyle sözler sarfediyor. Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun dediği gibi yakın zamanda bir gün Hoca, otobüse, dolmuşa da binecek, taksiye de binmek isteyecek mutlaka.”
Rostislav Holthoer
"…Hoca'nın dünyanın başka yörelerindeki fıkralarda ve masallarda yaşaması pek muhtemeldir. Ortadoğunun pek çok ülkesi Hoca'yı kendi malı yapmak istiyor. Ama türbesi Türkiye'de Akşehir'de bulunuyor. Ne var ki, kişiliği ve ünü bu kentle sınırlı değildir. Kendisi kozmopolit olup zamanların ötesinde bulunmaktadır.”
Fuat Köprülü
"…O, bizim en asli mahsullerimizden biridir.” [Fuat Köprülü, Nasreddin Hoca'nın tarihi kişiliğiyle ilgili araştırmalara ilk öncülük eden kişidir. A. Kabacali, 1991]
Şükrü Kurgan
"…Anadolu Türk mizahı, yorgun bir zihnin düşüncelerini boşaltan, dilimizin güçlü bir deyimi ile "lala-paşa eğlendiren” başıboş bir mizah değildir. Nasreddin Hoca mizahı, Türk halkının sorunları ile beraber yürüyen, toplum eğitimine yönelmiş, yapıcı bir mizahtır. Türk halkı, yüzyıllar boyunca dertlerini bu mizahla avutmuş, sevinebildiği mutlu günlerde de, bu mizahın sevinci ile yasamıştır…Bu ‘Nasreddin Hoca sevinci ile yasamak', hafif olmak, işleri şakaya almak demek değildir, sadece güler yüzü ciddiliğe engel saymamak, yani Türk halkı gibi ‘güler yüzle ciddi olmak' demektir…”
Anna Masala
"…Nasreddin'in vücudu türbesinde istirahat etmekteyse de ruhu hiçbir zaman ölmemiştir. Hatta gerçek mucize şudur: Bütün dünya ondan bahsetmekte, edebiyatçılar ondan bahsetmekte, toplumlar ondan bahsetmekte, halk onu kendi gizli koruyucusu olarak tanımakta ve hikayeleri rüzgar gibi yayılıp, ekmek gibi kabarmaktadır. Gelecek nesillerin bu ekmekle uzun zaman beslenecekleri şüphesizdir…”
Aziz Nesin
"…Doğumundan önce de, ölümünden sonra da yasamış insan Nasreddin Hoca'dır. Ölümünden sonra yasamış başka tarihsel ve toplumsal kişiler vardır, ama ölümünden önce de yaşamış olan dünyadaki tek insan Nasreddin Hoca'dır…” "..Nazım Hikmet, Hoca'yı gülen değil, ağlayan insan sembolü olarak göstermiştir. Nasreddin Hoca fıkralarının özünde gözyaşı vardır. Türk halkı bu fıkralara, ağlamanın yerine, gülmüştür. Çünkü Nasreddin Hoca yalnız alay etmekle yetinmemiş, ezilen halkın da kaltabanlığı, o çürümüş toplumdaki korkaklığı, ikiyüzlülüğü, yüreksizliği, sahteciliğiyle de alay etmiştir. Aslında Nasreddin Hoca derken, Türk halkının kendisini anlamaktayız. Böylece Türk halkı, kendi kendisiyle alay edebilme olgunluğunu göstermiştir. Goethe, ‘Kendi kendisiyle alay edemeyen, olgun insan olamaz' der. Türk halkı, yüzyıllar boyunca yarattığı Nasreddin Hoca'nın toplumsal kişiliğinde, bir yandan ezenlerle alay ederken, bir yandan da kendi kendisiyle alay ederek, çöküntü nedeninde kendisinin de sorumlu olduğunu, payı bulunduğunu göstermiştir…”
Cahit Tanyol
"…bu fıkralarda bireysel tek bir iz dahi bulmak mümkün değildir. Hoca'da belli bir aptal kişi değil, belli bir aptallığımız ve bönlüğümüz hicvedilir.”
Fikret Turkmen
"…Karşımıza, Türkistan'dan Macaristan'a Sibirya'dan Kuzey Afrika'ya kadar Türklerin ayak bastığı her yerde Nasreddin Hoca çıkmaktadır…”
Kaynak: http://www.hikayearsivi.net/nasreddin/ulakbutun.asp@id=128
Kategori: Elektronik Fıkra Kitabı, Eklenme Tarihi:2005
Editörün Notu: Nasreddin Hoca güleryüzlülüğü ile büyük küçük herkesin sevgisini kazanmış simge bir kişilik olduğundan onun adıyla anlatıldığı zaman fıkralar daha kolay benimsenmektedir.Nasreddin Hoca fıkraları geleceğimiz çocuklarımızın hayatını iyi birer kişi olarak devam ettirebilmeleri açısından faydalı olabilir. Küçük bir nasihat, yerinde bir şaka gibi görünen günlük konuşmalar bir hayat olayı olarak çocukların aklında hemen yer etmekte ve ileride ihtiyaç duyduklarında bilinç altında yerleşen birikimlere göre davranmaktadırlar.Çocuklarımızın kazanması beklenen erdemlerin dikte edilme yerine eğlenceli bir şekilde öğretilmesi kazanılan iyi davranış biçimlerinin kalıcı olmasını sağlayacaktır. Burada anlatıcı konumundaki anne-babanın söz ve davranışlarıylada tutarlılık göstermesinin çok önemli olduğunu belirtmekte yarar var.
Fıkraların tam metninin okunması yerine konunun anlaşılabileceği şekilde dinleyici çocuğun ilgisine göre içerik renklendirilebilmelidir. Böylece çocuğunuzu en iyi siz tanıyabileceğiniz için onun duymaya alıştığı ifadelerle anlatılması sizin başarınızı artıracaktır.
İnşallah
Açıklama: a) Tedbirli olmanın önemi ve tedbir alındıktan sonra Allah’a tevekkül etmenin gereğini anlatır. b) Yalan söylemenin ve savsamanın ne kadar kötü olduğunu anlatır. Not: İnşallah, Allah’ın izniyle anlamında kullanılmaktadır.
Hoca evde karısıyla beraber oturmuş ertesi günün planını yapıyordu. Karısına dedi ki:
- “Eğer yarın hava güzel olursa ormana ağaca giderim, iyi olmazsa hamama.” Karısı Hoca’yı uyarmış:
- “İnşallah de Hocam.” Hoca:
- “Hanım ne var bunda yarın hava ya iyi olur ya kötü ne var bunda.” Ertesi gün olur ve sabah namazından sonra bulutsuz ve güneşli havaya gören Hoca keyifle ormanın yolunu tutar. Köyden epeyce uzaklaşmıştır ki askeri bir birlikle karşılaşır. Askerler Hoca’dan komşu kasabanın yolunu tarif etmesini isterler fakat askerlerle uğraşmak istemeyen Hoca bilmiyorum deyince komutan Nasreddin Hoca’ya:
- “Kavuğundan utan bir de yalan söylüyorsun! Çabuk düş önümüze ve en kısa yoldan bizi Sivrihisar’a götür!” diye hep kızar hem de yolda rehberlik etmesini emreder. Hoca askerlerle birlikte onca yolu teper ve Sivrihisar’a ulaşıp serbest kalınca tekrar evinin yoluna koyulur. Bu sırada nereden geldiği belirsiz kara bulutlar güneş batmadan her yeri karartırlar. Bir şimşek ardına bir gümbürtü, rüzgâr fırtına derken bardaktan boşanırcasına yağmur başlar. Ancak gece yarısından sonra eve varabilen Hoca ayaklarına karasular inmiş, yarı ölü vaziyette kapının eşiğine yığılır. Kapının tokmağına güçlükle dokunur. Karısı içerden “kim o ?” diye seslenince, Hoca binbir güçlükle:
- “İnşallah benim karıcığım.” diyebildi.
Halep Oradaysa Arşın Burada
Açıklama: a) Yalan söyleyerek kendinde bulunmamayan özellikleri insanlara varmış gibi anlatılmasının yanlışlığı ve hakikatin ortaya çıkınca ne kadar mahcup olunacağı b) Palavracı insanlara itibar edilmemesi. Not: Halep, Osmanlı devleti döneminde ortadoğu şehirlerindendir. Arşın, günümüzde kullandığımız metre gibi uzunluk ölçme birimidir.
Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile karşı övünüp duruyormuş:
- “İşte ben güçlü ve maharetli bir adamım. Halep’te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!..” Nasreddin Hocada bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp :
- “Yaa demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim.” Adam hık mık etmiş.
- “Ama ben Halep’te atladım.” demiş. Hoca kızmış :
- “Canım Halep oradaysa arşın burada.”
Hırsızın Bunda Hiç Suçu Yok mu?
Açıklama: a) Tedbirli olunmadığı takdirde kötüniyetlilerin hedefi olunabileceği. b) Gerçek dostluğun kötü zamanlarda maddi manevi desteklemeyi gerektirdiği.
Günün birinde hırsızın biri Nasreddin Hoca’nın evine girmiş ve ne bulduysa hepsini yanına almış gitmiş. Hoca’nın arkadaşları evi yalnız bıraktığı ve kapıyı sıkı kapamadığı için ona katıla katıla gülmüşler. Nasreddin Hoca buna daha fazla dayanamamış ve:
- “Pekâla, pekâla! Ben suçluyum ama hırsıza ne oluyor? Onun bunda hiç suçu yok mu?”
Baklava
Açıklama: a) Başkalarının malına göz dikmemek gerektiği. b) Fırsatçı kimselere karşı malını koruması gerektiği
Hoca akşamleyin eve doğru yürürken, baklava seven bir köylüyle karşılaşır.
- “Hocam, biraz önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu…”
- “Bana ne!”
- “Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu.”
- “O zaman sana ne!”
Üzerine
Açıklama: a) Birliktelik yanlız olmaktan iyidir. b) Birlikten güzellik ve güç doğar. c) Görev ve sorumluluk paylaşımının önemli ve faydası. d) Güzel birliktelikten ayrılmanın zararı
Hoca, arkadaşlarıyla şirin bir köye gezmeğe gitmiş. Akşama kadar yiyip içerek eğlenmişler. Burasını pek beğenen arkadaşları, her biri bir yemeği üzerine almak şartıyla birkaç gün daha kalmağa karar vermişler. Kafileden birisi:
- “Böreği benim üzerime!” demiş. Ötekisi:
- “Eti benim üzerime!”
- “Meyvesi benim üzerime!” demiş. Herkes üzerine bir yemek alırken Nasreddin Hoca:
- “Arkadaşlar, bu ziyafetler aylarca bile sürse buradan ve aranızdan ayrılırsam Allah’ın lâneti de benim üzerime!…”
Suyunun Suyu
Açıklama: a) İyilik yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği. b) Yapılan iyiliğin iyilik olarak kalabilmesi için sonraki davranışlarında tamamlayıcı ve ölçülü olması. c) Misafirlikte ölçülü olunması.
Günün birinde komşu köyden Ahmet adında biri elinde hediye bir tavukla çıkagelir ve o akşam Hocanın evinde misafir olur. Bir hafta sonra Ahmet’in arkadaşı olduğunu söyleyen bir başka kişi yine gelir ve Hoca onu da evinde bir gece en güzel şekilde ağırlar. Bir zaman sonra Ahmet’in arkadaşının arkadaşı olduğunu söyleyen biri daha gelir, Hoca onu da sofraya oturtur ve önüne bir kase sıcak su koyar. Bu işe şaşan adama Hoca tebessümle:
- “Bu Ahmet’in tavuğunun suyunun suyu” der.
Marifet
Açıklama: a) İnsan çok şey bilebilir ama her şeyi bilemeyebilir. b) Bilmediği şeyi bilen birine sorarak öğrenmenin önemi. c) Bilgi sahibi insanlara saygı gösterilmesi. d) Bilginin onda dokuzunun edeb olduğu. Not: Kavuk, özel kumaşlardan yapılan biçim ve boyutuna göre sosyal statüyü gösteren bir giyecektir.
Bir adam, elinde çok karışık elyazması farsça yazılmış bir mektup
- “Hocam, şu mektubu bana bir okusana.”der. Hoca bakmış elyazısı çok karışık evirmiş çevirmiş okuyamamış adama geri vermiş. Adam şaşırıp, Hocanın okuması yok zannederek:
- “Ayıp Hoca, ayıp! Benden utanmıyorsan başındaki koca kavuğundan utan!.” demiş. Bunun üzerine Hoca kavuğu çıkarıp adamın kafasına geçirerek:
- “Madem ki iş kavuktadır: Haydi giy de şunu, kendin oku bakalım mektubunu.”
Güneş mi Yoksa Ay mı?
Açıklama: a) Her şeyin kendine göre bir önemi vardır. c) Değerlendirme yaparken etraflıca bilgi sahibi olmak gerekir. Güneşin ışığı kendindendir ama ay güneşten gelen ışığı yansıtarak güneşin dünyanın diğer tarafını aydınlattığı anda karanlık kalan tarafa en azından insanlara yollarını bulabilecek kadar ışık yansıtır.
Günün birinde öğretmen sınıfta Nasreddin’e sormuş:
- “Anlat bana bakalım, güneş mi yoksa ay mı bizim için daha önemlidir?” Nasreddin cevabı:
- “Tabii ki ay, zira güneş gündüz parlar. Fakat ay buna karşılık gece parıldar ve bize yolumuzu gösterir”.
Düşünür
Açıklama: a) Konuşmanın ölçüsü. b) Düşünmenin konuşmadan daha önemli olduğu. c) Düşünülerek yapılan konuşmanın faydası. Not: Akçe, eskiden kullanılan bir para birimidir.
Tavuğu 5, papağanı 50 akçeye satan adama Hoca sorar.”
- “Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin?”
- “Hocam bu kuşa papağan derler ve ve insan gibi konuşur.” Bunu duyan Hoca hemen eve koşar, kümesten hindisini kaptığı gibi pazara döner ve başlar bağırmaya.
- “Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gelll!” Herkesten çok papağan satan şaşar bu işe ve Hoca’ya sorar:
- “Hocam 100 Akçe çok değil mi bir hindi için?” Hoca:
- “Sen 50 ye satıyorsun ama”
- “Dedim ya hocam benim kuş konuşur ama”
- “Öyleyse, benimki de düşünür!”
Büyük Farklılık
Açıklama: a) Gerçek erdem bildiğini zorluklara katlanarak insanlık yararına kullanmaktır. Vaaz: Bilgili kişilerin iyiliklerin yapılması ve kötülüklerden uzak durulması için nasihatta bulunması
Hoca, namaz kıldırıp vaaz vermek için üç günlük uzaklıktaki bir köye gitmiş, bir ağanın evine konuk olmuş. Ağa, Hoca’ya bir şey okutmuş, sonra aynı şeyi kendisi okumuş. Hoca’ya bir satır yazı yazdırmış, altına aynı yazıyı kendi de yazmış. Sonra demiş ki:
- “Gördün ya, sen okudun, ben de okudum. Sen yazdın, ben de yazdım. Sana ne hacet, aramızda ne fark var?” Hoca:
- “Dur demiş, aramızda büyük bir fark var: ben üç günlük yolu, yarı aç ve yaya geldim, sense burada rahat huzur içinde yan gelip yatıyorsun.
Para İlişkisi
Açıklama: Paranın hayattaki yerini anlatır.
Cimrinin biri, Hoca’ya, “ Hocam demek parayı sende seviyorsun, fakat neden?” Hoca hemen cevap verir:
- “Adamı, senin gibilere muhtaç etmez de ondan.
Kategori: Derlemeler, Eklenme Tarihi:2006
KÖNE AY NEME EDERLER
Günlerin birinde Ependiden:
–Taze ay doganda könesini neme ederler diyip sorapdırlar.
Onda Ependi:
–Oni owunjak- owunjak kesişdirip ildız ederler diyip jogap beripdir.
(ESKİ AYLARI NE YAPARLAR? :
Bir gün Hoca’ya:
–Yeni ay doğunca eskisini ne yaparlar? Diye sorarlar.
Hoca: Kırpıp kırpıp yıldız yaparlar, der.)
KİMİN YAŞI ULI
Ependi oglanka biri ondan :
-Kimin yaşı ulı: Seninkimi ya doganınki diyip sorapdır. Onda Ependi:
-Öten iyl-a ejem doganımın menden bir yaş uludıgını aydıpdı.
Şonun üçinem indi bu iyl biz eşit bolıyarıs diyip jogap beripdir.
(KİMİN YAŞI BÜYÜK ? :
Hoca çocukken biri, ona:
-Hangimizin yaşı büyük? Senin mi, yoksa ağabeyinin mi, diye sorar. Bunun üzerine Hoca:
-Geçen yıl annem, ağabeyimin benden bir yaş büyük olduğunu söylemişti. Bu yıl artık ikimiz, yaşıt oluyoruz, diye cevap verir.)
Dipnot: (Ependi, Şorta Sözler, Yomaklar, Nasreddin Hoca Fıkraları, Hazırlayan : Prof. Dr. İsa Özkan, Tika Yay., Ankara 1999)
Kaynak : www.yagmurdergisi.com Sayı: 16 Temmuz - Ağustos - Eylül 2002
Piri Reis, PCNet, Bilgisayar ve İnternet Dergisi, Yıl:6, Sayı:79, Nisan 2004 sayısında sitemizin tanıtımına yer vermiştir. PCNet'e teşekkür ediyoruz.
Kategori: Açıklama, Eklenme Tarihi:2005
Uzun yıllar süren fıkra toplama aşamasından sonra en zengin Türkçe içeriğe sahip Nasreddin Hoca sitesini yayınlamaktan gurur duyuyoruz.
Nasreddin Hoca başlığı altında bir çok yerde çeşitli fıkralara yer verilmesine rağmen gerektiği kadar konularına göre işlenmeden yer verilmemiş olması, bizi içerik olarak fıkraları konularına sınıflandırmaya yöneltti. Farklı başlıklar altında toplayarak sadece eğlence amaçlı olmanında ilerisinde kültür hayatımızla ilgili daha iyi bakış açısı da yakalama olanağı bulmuş olduk.
Fıkralar çok değişik kaynaklardan derlendikten sonra bir çok defa yeniden gözden geçirildikten ve bir çoğu anlatım olarak yeniden yorumladıktan sonra yayına sunuldu.
Halk kültüründe yer alan ve sevilen bir çok fıkranında hocaya atfedildiği bilinmektedir Nasreddin Hoca’yla özdeşleşen bazı fıkralarda bu yöntemle yayınlananlar arasında yer almıştır.
Yayıncılığın etik değerleri gereği argo ve müstehcenlik içeren ifadeler -halk arasında yaygın olarak kulllanılsa bile- ve Nasreddin Hoca vizyonuyla çelişen, kaba, kişileri küçük düşürebilecek ifadelere elden geldiğince yer verilmemeye çalışılmıştır ayrıca ziyaretçilerin öneriyle yeniden metinler yorumlanmaya açıktır.
Bu proje herkese açık olarak ilan edilmektedir ve tüm ziyaretçilerin katılımlarına açıktır.
Kategori: Açıklama, Eklenme Tarihi:17 Aralık 2006
Bu site Nasreddin Hoca'nın Resmi olmayan ama Resimli ve Renkli web sitesidir. Fıkraları Siyah beyaz görmek isteyenler burayı tıklasın yok mavi beyaz okumak isterim derseniz o zaman burayı tıklayın yok o ada olmaz mor olsun hiç bişey okuyamayayım diyorsanız sizi dövebilecek birini kızdırmayı deneyin, böylece üçgün gözünüzden içeri ışık girmeyecek şekilde morart... töbe, evbe, inabe.
Neyse bu site çoluk çocuk herkes yararlansın diye hazırlanmıştır.
Yararlanıcılar herhangi bir ücret ödemek zorunda değillerdir. Ama buradaki derlenmiş bilgileri yeniden yayınlamak isterseniz ve insanlığa bir faydanız olmayacak şekilde bilgileri yeniden işlemeyip kendi cebinizi doldurmayı planlıyorsanız yakalamayayım ;) T.C. yasalarında yer almayıp bilmem kaç numaralı Kanun Hükmünde Kararname çıkmış, ha pardon birde FiSEK diye okunan bir kanun var. Aslında o FSEK yani Fikir ve Sanat Eserlerini Koruma Kanunu'nur. Ve bir çoğunun tazminatımı cebime koyarken bile hala anlayamadığı süper sevdiğim bir kanundur. Ama genede söyliyim, fikri haklar için öyle tapu gibi kayıtla bir yere tescil ettirmeye gerek yoktur. Zaten istesenizde yapamazsınız zira böyle bir sicil yok. Yok ben illa noterden bir suretini tescil etiririm diyorsanız bizim alt kattaki noter genelde her çeşit şeyi zımbalayıp cebinizdeki paraların yarısını bırakmazsanız kırk yıl düşünüp akıl ettiğiniz şeyleri bidaha akıl edemeyeceğiniz yöntemlerle, neyse noter bu yazıyı okur filan sonra cık cık. konumuza dönelim. Peki tazminat istermisin diye sorsan, valla işi gücü bırakmış bu siteden fıkra araklayan adamdan değil tazminat, sadece benden uzak durmasını isterim ki bide masraf çıkarmasın :)), zaten aldığı asgari ücret davayı kazansam ücreti vekaletini ömür boyu maaşının 1/4 ünden alayım desem icra çalışanları beni torunlarına anlatırlar, ya filancayı görüyormusun bak şu bizim eski daireye giren, gençliğinden beri hocadan kazandığı tazminatı almaktan vazgeçmeyip kazandığının iki katı masraf edip genede gelip daireden parasını çekiyor. İnsanoğlu işte gözünü para ve şöhret olma hırsı bürümeye görsün...
Ha ben sizi nasıl yakalarım derseniz, birincisi Konya'lısınız ve özellikle Akşehir'lisinizdir ve Nas- demeden hocanın üstüne atlarsınız. Sonra tutup fıkra kitabını kendi sitenize koyarsınız. Hatta valilik sitesine bile zipleyip koyarsınız (sus kardeşim sus, bunlar kimin malı ki, höt sen sus ben gördüm valiliğin sitesine bile koymuşsunuz, içindede adım bile yazıyor :)). İyi tamam bunu anladık, peki Adana'daysan bu valiliğin sitesinden habersiz link gömemezsin demek değil tabi, adam işte yapıyor, ne diycen.) eeeE nolmuş yani. Boşversene bu site bi kere marka olmuş, gastelere dergilere çıkmış, hem dünyanın ilk 10 arama motorunda nasreddin hoca yazdınmı 1. ve 2. sıralarda çıkar naber.!!!
Daha seni nasıl bulurum dersen, mail atabilirsin, telefon edip isimleri devretmemi isteyebilirsin, paran yetmezse dernekte bir görüşelim deyip gidip içinde hoca, Konya, Akşehir geçen bülbüllerin bile telaffuz edemeyeceği abuk bir internet adresi alırsın.
Hasılı kelam bu sitede yer alan her türlü haklarımı kaf dağının arkasındaki o kaca taş varya, hah işte onun altına sakladım, sıkıysa, yani gücün yetiyorsa bulur alırsın.
|